Pin it

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Paris'li cümleler... 1. Gün


Paris adı bile sizi mutlu etmeye yeter, hele düşünki ben Paris'e gidiyorum. Paris te kalacağım, Paris'in sokaklarındayım, Paris'in çöpünü gördüm vs... Paris'li cümleler hep güzel olmuştur. Hep mutlu eder insanı... İşte bende mutlu olmak istediğim bir kaçamak yaptım, atladım geldim buralara kadar.
Paris arrondisement adı verilen bölgelerden oluşur. Dolayısı gezinizi planlarken birbirine yakın arrondisment'larda görmek istediğiniz yerleri aynı güne sığdırırsanız bol vakit kazanacaksınız demektir.

İlk günümüzün havaalanından inip otele gitmekle yarım günü gitti zaten. Bu nedenle kalan yarım günümüzü keyifle gezeceğimiz daha kısa süreli bir yere ayırmak istedik. Doğru adres İle de-la Cité... Paris'in ilk yerleşim merkezi artık şehrin küçük bir parçasını oluşturuyor ne komik değil mi?

Ile de la Citeé için 4.nolu metronun Cité durağında inin. Kendinizi bir çiçekçiler cennetinde göreceksiniz buna emin olabilirsiniz. Sağda ve solda sıra sıra çiçekler göreceksiniz. Paris'lilerin çiçeklere ne kadar düşkün olduğunu buradan anlayabilirsiniz. İnsanlar sırf zevk için bile çiçek alıyor. Ama bizim için çiçekler sadece özel günlerde alınan para israfı. ama insan bakınca mutlu olmuyor mu?

Şimdi beni takip edin size adayı gezdireceğim!







Çiçekçilerin arasından dümdüz Seine kıyısına gidin.


Kıyıya gelince sola dönün ve çiçekçileri takip edin. Bu köprünün başından sola dönün.


Sağdan devam edin. Devasa işlemeli kapısı ile Adalet Sarayı karşınızda. Avukat'ların değişik üniformalarına dikkat edin. Eskiyi koruyup yeniyi uzak tutmak bu demek. Biz modernliği çağdaşlık sayarız gerçi...


Vitrayları ile ünlü St Chapelle'in önünde sıraya giriyoruz hemen. Merak etmeyin sıra çabuk geliyor. Adalet sarayına da giriş buradan yapılabildiğinden sizi güvenlikten geçiriyorlar bu nedenle bu sıra var.


St. Chapelle iki kattan oluşuyor. Giriş 8.5 euro. İlk kat çok cezbeci değil ama durun hemen bu mu demeyin?


Girdiğiniz kapıdan sola dönünce karşınıza çıkan merdivenleri takip edin. Ta taaa.... Salon tamamen vitraylarla kaplı. Herbiri de bir öykü anlatıyor. Herhalde hayatımda ilk kez ağzım açık kaldı bir kiliseye. Muhteşem bir manzara...



Her vitray ayrı bir öykü anlatıyor. Sağdaki adam birinin kafasına sopayla mı vuruyor ne ? :)


St Chappelle'den çıkınca sağa dönün ve adanın öbür kıyısına ulaşın. solda gördüğünüz merdivenlerden nehrin kıyısına inin ve salkım söğütlerde yavaş yavaş yürüyün. Yok böyle bir keyif. yolun sonunda Pont Neuf'e gelince merdivenlerden ana yola çıkın. Pont Neuf sağa dönün, ve karşınıza çıkan sağdaki ilk sokağa dalın. Place Dophine karşınızda. Karnınız çok acıktı ve ortalıkta mis gibi domates soslu kokular var. Meydanda bir kafe'ye oturun ve karnınızı doyurun. Bir kadehte ev şarabı?


İyice doyduk mu tamam şimdi biraz kültür ve yürüyüş zamanı. Sahile çıkın ve Notre Dame'ın kulesini takip edin. Sıradan gözünüz korkmasın içine girmedim demeyin. Ama dışı içinden daha güzel söyleyeyim.


Notre Dame'ı gezdiniz mi? Süper! Bir dondurmaya ne dersiniz? Ben çok yaşa derim. Notre Dame'ın solundan St Louis adacığına geçiyoruz. Giderken su oluklarına dikkat edin. Etkileyici değil mi?



Köprüden geçerken mutlaka bir grup olur, onları dinleyin ve emeklerine saygı için bir kaç euro bırakın. Çocuklar iyi çalıyor.


Şöyle bir sokakta gezin ve sıra sıra mağazaları gezin.



Benim gibi aç olan hala var mı? Dophine de sözümü dinlemediyseniz başka önerim daha var. Köprünün bitiminde St Recis. Biraz pahalı ama keyifli bir mekan. Zaten Paris'e neden gelmiştik ki?




Kaz eti muhteşeem!


Şimdi tatlı zamanı. En meşhur dondurmacı Berthillon da iki top dondurmaya kim hayır diyebilir. Ben diyemem. Kan portakallı ve güllü dondurma yedim mi? Affetmem :) Güllü komikti ama karamelli de baya iyiymiş öyle duydum.



Karnınızı da doyurduktan sonra özgürsünüz. Biraz gezin bakalım. Mesela Le Marais olabilir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder