Pin it

1 Ekim 2013 Salı

Pre-annelik sendromu

Evi otel niyetine kullanmayı pek seviyoruz. Her Pazar akşamı S.'ye yalvaran gözler ile bakıp bu hafta evdeyiz demi diyorum. Yanlış anlamayın havasında değilim, zaten yaptığımız birşey yok. Arkadaşlar ile oturup laklak veya aile saadeti arasında gidip geliyoruz.

Mutlaka bir kutlama olur, yoksa da bize her gün bayram havasındayız. Çoluk çocuk olmadan geçirilen bu zamanlar şimdi tatlı gelsede arada insana acaba olsa nasıl olur diye düşünce geliyor. Gelse bu günleri mumla mı ararız? Yoksa hülyalı hülyalı ay çocuğumun boku mis, sümüğü şeker modunda mı oluruz bilemiyorum. 




Şu an kendimi düşündüğümde bu olay bana çok uzak geliyor. Hiçbir zaman çocuk seven bir insan olmadım. Güzel çocuk severim, gerisini sümüklü küçük veletler olarak görürüm. Yolsa geçen çocukları yöyle bıcı bıcı yaptığım görülmemiştir. Ama çevremdeki her annenin fix yorumu var. "Ay çocuk dünyanın en büyük mutluluğu, sevgi böcüğü, sende anne olunca anlayacaksın". Abi ben anlamak istemiyorum, olmayacam çocuğuna tapan, hayatını onun çevresinde gezdiren bir anne. İki gün sonra koca bulunca o benim bokuma aynı muameleyi çeker mi, yoksa huzur evine mi gönderir görürüz!

Neyse bu konu ile ilgili gördüğünüz gibi kafam çok karışık. Dışarıdan gelen hadi artık çocuk yapın baskılarına ve benimde ay acaba yapsak mı gibi meyilli bünyeme bu kadar baskı ve bu kadar detay ağır geliyor. Şuursuzca ay yapalım, ay yapmayalım modunda gidip geliyorum. Yaş geldi geçiyor olayına mı takılsam, yoksa minimum bir sene eve kapanıp kedi gibi dışarı bakmaca olayını mı düşünsem her ikiside yeterince boğucu geliyor... 

Kilo alma olayına hiç girmiyorum. Azmin zaferi olarak 8 kilo verip, sornasında 3 nü almış olsamda hala dar pantolanlarıma girebiliyorum. Bir daha o pantalonlara hiç girememe olayını düşünmek ise tam bir kabus... Ben kendimi biliyorum çünkü camış gibi yeme potansiyelimle bir damacana modu ile dolanırım etrafta. Hiç bir zaman doğum sonrasında doğum öncesi kiloma düşecek bir Ebru Şallı olmayacağım. Amaan verirsin cnm diyenleri 1 ay boyunca kaymaklı ekmek kadayıfı yiyp sonrasında zayıflamaya davet ediyorum. Kolaysa sen yap. 

Ben zaten kilo alıncada ablak suratlı birşey olurum. Topanakca, göt göbek ayrı telden çalar, garanti yürüdükçe yollar hoplar. Her ne kadar gece yarısı ay canım çekti diye S.yi manava, bakkala göndermek cazip bir işkence methodu olsa da, kendime bunu yapmak istemiyorum!!! Zaten bunuda o kadar çok söyledim ki hamile olsam ve canım gerçekten birşey istese adam gidip almayacak bile.

Hem ben çalışan bir insanım. O veledi evde bırakıp sonra işe gidince içim parçalanmayacak mı? Bende çalışan bir annenin çocuğum. Bakkal amcaların servise bindirmesini, komşu teyzelerin kapı açmasını, veli toplantılarına annenin gelmemesi olayını çok yaşadım. 

Veli toplantısı nasıl bir travma derseniz benim annem sayko derecesinde hırslı bir kadındır. İstersen ansiklopedi oku bitir, ay sen hiç çalışmıyorsun der. Bir Einstein olamadığım için gizli gizli ağlıyordur eminim. Veli toplantılarına gelince hocalar çok memnunuz kızınızdan diyince bir iki ay rahat bırakıyordu beni, ondan benim için veli toplantısı bir kurtuluş gibiydi. 

Neyse nereden nereye geldim. Ay birde annem gibi olma düşüncesi.. Ödevini yapmayınca sinir krizlerine gir, 90 alırsın neden 100 değil haa!!! diye çemkirmeler... Ergenliğim zaten annemle savaşmalar ile geçti. Yok arkadaşında kalmanı istemiyorum, sana güveniyorum çevreye güvenmiyorum evladım, o biz gelsin kalsın. Saat 6 da arayıp neredesin sen eve gel, pazar günleri aile ile olunr dışarı çıkmak yok. Sonrasında saat 6 yi esnettim tabi... Ama bu saçmalıklardan sıkıldığım için 25 yaşında evlendiğim doğrudur :) 

Çocuk okusun diye debelen. Dershane köşelerinde sürün, özel ders hocalarına boğ. Bunlarıda istemiyorum. Okuyunca kendine okusun napayım peşinde mi koşacam veledin. Kırsın dizini otursun işte... 

Ay gördüğünüz gibi fenalardayım. Bu durumun tek nedeni de Seç.in veledidir. Bu hallerimden o sorumludur, bu böyle biline. Kıkır kıkır gülerek beni kucağa al bakışları ile kalbimi fethetti ve bu düşüncelere zerk etti. Şirin yanakları ile o küçümen çenesini alıp yemek istiyorum. Resimdeki de bizim paşazadedir :)

Kısacası modum Orhan Gencebay ile Demet Akalın şarkıları arasında gidip geliyor. Bir yerim kop kop gidiyor, bir yerimde batsın artık bu dünya çoluk çocuk dünyasına gireyim diyor. Görecez bakayım.

Bu yazıda da aslında Eylül ayında ne yaptımdı onu anlatcaktım. Nereden bu konulara girdim bilmiyorum.!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder