Pin it

3 Ekim 2013 Perşembe

Granada

Bloguma başladığımda ilk olarak İspanya yazı yazmıştım. Sonra nedense İspanya'ya çooook uzun bir ara verdim. Balayı için gittiğimden herhalde kafamı iyi verememişim etrafa :P Aşka sarhoşu halde, şühela kocama bakıyordum sanırım :)



İlk etapta size otelimizi anlatmak istiyorum. Çünkü çok memnun kalmıştık. Biz balayı kuşu olduğumuzdan birazcık da dinlenebileceğimiz bir yer istedik. Düğün işi pis iş çünkü, bir gün önce gelinlikle tüm İzmir'i gezip sabaha kadar goygoydan sonra 2 saatlik uyku ile sabah 5'teki uçağa yetiştiktik. E dolayısı ile insan aslında malak gibi yatmak istiyor. Bakmayın biz gene iyi performans yaptık. 

Neyse otelemiz tam Granada'nın en işlek caddesindeydi. "Fontecruz Granada", booking den detaylara bakabilirsiniz... Bizi kapıda Salvadore karşıladı. Bana kısacası Salva diyin evinize hoşgeldiniz, burası sizin eviniz dedi. Tabi biz orada adama bayıldık. Ben çok bayılmadım tabi yeni beyim kızar diye. Sağolsun bu Salva çok yardım etti bize. Güzel yerler gösterdi. 

Ayrıca otelin altında eski kalıntılarda var, onları cam ile kapatmışlar. Direk camın üzerinde yürüyorsunuz. Küçük bir otel ama çok güzel bir spa olanağı sunuyorlar. sıcak suları değişik püskürtme methodları ile havuza veriyorlar. Rahatlamak için süper bir yer. 


Otelin çatı katındaki bardan Alhamra biralarınızı içerken bu güzelim manzarayı izleyebilirsiniz. 



Gelelim Alhambra sarayına... Tamam gidilebilecek en güzel yerlerden biri. Granada da yapılacak çok birşey yok zaten. Ama beni beden alan bir durumu olmadı, itiraf ediyorum. Saray Nasiri devletini kuran 1. Muhammed bin Ahmer tarafından kurulmuş, sonra da ailesi tarafından yan yana odalar eklenerek büyütülmüş bir yer. 1232 yılından beri günümze kadar genişleyerek gelmiş. El Hamra ismide taşlarından gelen kırmızılığa istinaden Kırmızı anlamında verilmiş.

Sarayı çok uzun süre bakımsız bırakmışlar. Dilenciler ve sokakta yaşayanların evi haline gelmiş. Düşünsenize bu halden sonra para basma makinesine dönüştürüyorlar. 

Bileti kesinlikle önceden almanızı tavsiye ederim. Çok sıra beklersiniz. Ayrıca giriş saatli olarak alınıyor. Yani sabah uyanıp yetişebileceğiniz saat aralığında, yani mantıklı bir saatte alın. Nasir sarayı ve General Life olarak ikiye ayrılıyor. İkisinin girişi ayrı ücretli. El Hamra sarayı oldukça geniş bir alana yayılmış. Rahat yürüyüş ayakkabıları ve bol su almanızı tavsiye ederim. Yavaş yavaş gezmeyin, hızlı hızlı gezxn yoksa tüm gününüz gidebilir. Ben kulaklık ile detaya girdim. Ama çok da birşey anlatmıyor açıkcası. Genelde şu şekilde..

"Düşünebiliyor musunuz belkide bu odada çocuklar koşuyordu, börtü böcek uçuşuyordu, cariyeler bakıyordu fln..."

Gereksiz yani...

Nasir sarayında gezinip, işlemelere ve oymalara dikkatlice bakın. Binbir gece masallarındaki sarayları andırıyor. Duvarlara da "Allah Bir dir" oyulmuş.











Sarayın bilimum yerlerinde bu şekilde çeşmeler ve fıskiyeler görebilirsiniz. İslamda duran sudan ziyade akan su makbul olduğundan her yere bu şekilde fıskıyeli, janjalı havuzlar yapmışlar. 


General Life alanından sarayın bulunduğu yere bir bakış... Aslında General Life da çokda birşey yok. Tamam, çok güzel bir bahçe yapmışlar ama, bu bahçe sonuçta 1230 senesinden bu yana aynı mı kalmış. Adamlar turistik amaçlı sürekli çiçek dikip söküyorlar. Çalılara garip şekiller veriyorlar. Eskiden çalıları bu şekilde kesip kesmediklerini bilmiyoruz bile. Yani demek istediğim o zamanlardan kalan General Life'ın aynısı bu değil. Vaktiniz var yeşil, yeşil gezmek istiyorum derseniz gezebilirsiniz. Yoksa herhangi bir bahçeden farkı yok yani...

 



Gelelim Albayzin tepesine. Burasının çok güzel bir El Hamra manzarası var. Otobüs ile gidebilirsiniz. Çok eğlenceli dark sokaklara uygun elektrikli otobüsleri var. Üzerinde kocaman Albayzin yazıyor. Atmaca avcılarının tepesi anlamına gelen bu tepede bir sürü şarkı söyleyen çingeneye rastlayabilirsiniz. Sesleride yanık yanık, manzaraya bakarak bu şarkıları dinlemek, soğuk biranızı yudumlamak çok eğlenceli oluyor.  


Albayzin tepesinde çok güzel beyaz evler var. Dar sokaklarda dolanın lütfen...



Akşam için flamenko izlemesek olmaz dedik ve otelden ayarladığımız bir flamenko gecesine gittik. Bizimkinin adı Zambra Maria Canastera.  Servisler ile sizi gelip alıyorlar. Bu gördünüz bir cuevas, eskiden çingeneler bu kayadan yontulma evlerde yaşıyorlarmış. Tüm bu tip yerler Sacramento tepesinde yeralıyor. Şu an burada hala yaşadıklarını sanmıyorum ama yıllardır aynı şekilde olduğu resimlerden belli. 


Çok güzel bir flamenko gecesi yaşattılar bize... Bir içki ikramlarıda oluyor. Bazı şarkılar Ata Demirer'in "Eyvah Eyvah" daki flamenkosuna benziyor, aaaa diye bağırmaları özellikle. Baya bir video çektim. Bir ara bloğa koyarım :)


Gelelim ne yenir. Şu an size Granada'nın belki de İspanya'nın en güzel tapas barından bahsedeceğim. Aç olmasak bile saatlerce yemek yiyebileceğiniz süper bir yer. Salva'cığım bize tavsiye etti. Adı Bodegas Castaneda. Çok ucuz, çok otantik ve çok lezzetli. Yalnız lütfen içeriye dikkat edin. Çünkü aynı isimle yakında bir tane daha var biz yanlışlıkla ona giriyorduk. Tripadvisor'dan resimlerine bakabilirsiniz. 

Oturarak yemek için ayrıca ücret ödeniyor bu nedenle bizde barda yedik. Servis yapan garsonları izlemek süperdi. Biralar çok lezzetli. Paella ise manyaktı. Ben tapas tabağı yedim. Birde ortaya gazpacho da içtik. Çok lezzetliydi.  ay sürekli çok lezzetli şeklindeyim :)

Çok kalabalık oluyor bir saatten sonra, ama lütfen burayı kaçırmayın. Zaten zor bulunan güzel yerel yemek istiyorsanız burası en doğru adres!!


Karides'i burada içkinin yanında bedava veriyorlar ya şaşılacak şey...


Gene yolda yürürken beğendiğimiz bir yerde yemek yedik. Zaten Granada da acıkmadan, hadi yemek yiyelim diye bir yere giriyorsunuz. Kilo almadan dönmeniz imkansız. 


Eveeet, İspanya maceramızın bu şekilde sonuna geldik. Barcelona'ya gitmeyi çok istiyorum. En kısa sürede oraya gidip sizlere de anlatacağım. 

Yeni gezilerde görüşmek üzere... A dios !!!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder