Pin it

18 Şubat 2013 Pazartesi

Ronda

Çevre şehir turlarımıza devam ediyoruz. Ronda benim sağı solu araştırırken tesadüf eseri bulduğum bir şehirdi. Adını duymamıştım, öyle hiçbir yerde de amanda Ronda'ya gittim şahaneydi diye bir şey okumadım. Beni kalbimden vuran manzara aşağıdakiydi.



O balkonu görüyor musunuz?! Aşağısı tamamen uçurum. bu kadar yakına gelmişken görmesem olmazdı. Her zamanki gibi Puerto Banus'tan Marbella'ya, Marbella'ya dan Ronda otobüslerine bindik. Gidiş gerçekten çok kolay inanın bana.


Bir tarafı tamamen uçurum olan yollardan kıvrıla kıvrıla gittik. Bazı yerlerde dağa köprü yapmışlar. Onların üzerinden geçerek gidiyorduk. Zor bir yolculuk, araba sizi tutuyor ise biraz dikkatli olmakta fayda var.

Ronda'nın asıl olayı El Tajo adını veren 100 m. adında vadi. İki mahalleyi ikiye bölmüş. İki kısmı birleştirende Puente Nuevo adındaki köprü. Tr. çevirisi yeni köprü oluyor. Yeni dendiğine bakmayın tam 200 yıllık bir köprü bu. Ama tek kelimeyle muhteşem. Üstünden geçerken o zamanki insanların bunu nasıl yaptığını düşünmeden edemiyorsunuz. Tabi ki söylentilerin arasında bu köprünün mimarı Martin de Aldehuela yapım aşamasında köprüden düşerek ölüyormuş.


Köprünün etrafındaki evler uçurum bakıyor. Bazıları kafeye dönüştürülmüş, ortalamanın üzerindeki fiyatlarla hizmet veriyor. 12-16:00 arası mutfak kapandığından yemek bulamayacak olmanız cabası. Kahrolsun Siesta!!! Bizim gibi Türk mantelitesinde tam uzun uzun yemek yenecek zamanda adamlar mutfak kapatıyor.


Ronda'da aynı zamanda Ernest Hemigway'in izleri bulunuyor. "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" kitabını burada yazmış. Gerçektende şehirde dolanırken sürekli duyduğunuz çan sesleri kitabı doğruluyor.


Boğa güreşleri ile ünlü İspanya'da Ronda arena'ların en prestijli olanına sahip. İspanya'daki en eski arena olup sene 1785 de Puento Nuevo projesi ile beraber inşa edilmiş. Her matador'un hayatında bir kere Ronda'da arena'ya çıkmak istermiş. Meydanın adı Pizza del Toros, yani "Boğalar Meydanı". Şehrin bence köprüden sonra ikinci ana merkezi. 


Meydanı bulmanız çok kolay. El Tajo'ya gelmeden önce. Yanında da hemen turist ofis var. Şehir haritasını buradan alabilirsiniz. Zaten kocaman bir boğa heykeli mevcut. İçinde aynı zamanda Boğa Güreşi müzesi var. Çeşit çeşit kostümler, eski matador'ların resimleri, kılıçlar vs. O sıralar ağzım açık incelerken resim çekmek aklıma gelmedi.  

Kızların güzelliğini görüyorsunuz değil mi?


Ünlü matadorların resimleri...





Aynı zamanda tabanca ve düello koleksiyonuda vardı.


İnsanların düellolar için özel setlere sahip olduğuna inanabiliyor musunuz?



Ve işte o güzelim arena. Her ne kadar boğaların öldürülmesine sempati duymasam da mekanın güzelliğine kendimi kaptırdım. 






Evet gelelim ne yenir ne yenmez. Açıkcası Ronda'da beni bu konuda hayal kırıklığına uğratı. Geleneksel İspanyol mutfağı arayışlarım bir kaç kere sonuç verdi. Onları sonra anlatacağım. 

Calle Villanueva sokağında siesta'dan açık kalan tek tük kafelerden birine oturduk. 


Quino çok sempatik bir sahibe sahip sokak ortasında bir dükkan. Yemekleri güzel diyemem ama adam sempatikti, buda yetti açıkcası.


Şarapsız bir yemek olmaz ve genel olarak İspanyol kafelerinde size hemen zeytin getiriyorlar.





Israrla tapas yemek istedim. Her seferinde bu tabağı getirdiler. Ben gerçek TAPAS istiyorummm!!!



İkinci yemeğimde deniz mahsulleri tabağı oldu. Emeği çok, eti az bir yemek. Yemek yerken yorulma deyimi bunun için geçerli işte...



S.de benim ısrarlarıma İspanya'da meşhur  "Rabo de Toro" yani Boğa kuyruğu yedi. Yağlı geldi, beğenmedi. Daha güzel bir restoranda bence tekrar denenebilir.



Yemek bitimi, bir Ronda hatırası...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder